Go to content Go to navigation Go to search

Çanakkale-Hava Harekatı

Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün �yakın hava desteği� olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır. Yazının devamını okuyun »

Çanakkale-Kara Harekatı

Çanakkale Savaşları�nda Deniz Harekâtı�nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı�na çevirmişti.Daha 1 Mart�ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere�ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi�ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul�a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi. Yazının devamını okuyun »

Çanakkale-Deniz Harekatı

� Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.� düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill�in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher�ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa�nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi. Yazının devamını okuyun »

Çanakkale-Savaş Öncesi

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa�yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914�te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand�ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.

Avusturya�nın 28 Temmuz 1914�te Sırbistan�a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya�dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya�dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa�yı ikiye bölmüşlerdi. Yazının devamını okuyun »

TÜRK KİMLİĞİNE VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE BAKIŞI

Millet, her şeyden önce ortak bağları olan insan topluluğudur. Millet kelimesi, modern çağda Fransızca “nation” kelimesi karşılığı olarak kullanılmıştır. Bu kelime İngilizce ve Almanca’da da aynıdır. Kelimenin menşeî Lâtince “natio” dan gelmektedir. Anlamı, aynı kökten, aynı soydan gelme, demektir. Günümüzde bu kelimenin değişik anlamlar kazanması milleti aynı soydan gelen insan topluluğu demek olan ırk birliği fikrinden ayırmıştır.
Türkçe’de milletin karşılığı olan “budun” kelimesi bugünkü “millet” anlayışını karşıla-yan gelişmiş bir kavramdır.
Yazının devamını okuyun »

HAYATI-5:ATATÜRK’ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ

Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.

Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Yazının devamını okuyun »

HAYATI-4:ATATÜRK’ÜN ASKERÎ HAYATI

Şam’da 5. Ordu’nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye’nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs’te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik’e geçerek burada da “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam’a döndü. Şam’dan ayrılması hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam’da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam’daki Ordunun Kurmay Başkanlı’ğında bir göreve getirildi. Yazının devamını okuyun »

HAYATI-3:ATATÜRK’ÜN SİVİL HAYATI


Askerlikten istifasını takiben Erzurumluların isteği üzerine Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesinin Heyet-i Faale başkanlığına getirildi. Cemiyet, o günlerde daha evvelce alınan bir karar gereğince doğu illerini kapsayan bir kongrenin hazırlıkları içinde idi. Mustafa Kemal’in Heyet-i Faale reisi olarak bu kongreye iştiraki mümkündü; fakat o, bu kongreye özellikle Erzurum’dan üye olarak iştirak etmek istiyordu. Ne çare ki Erzurum üyeleri evvelce seçilmişti; ama buna da bir çözüm bulundu. Erzurum’un iki değerli evlâdı, Kâzım Yurdalan ve Cevat Dursunoğlu Erzurum üyeliğinden istifa etmek suretiyle yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey’e bıraktılar. Bu suretle Mustafa Kemal Paşa’nın kongreye girişi meşruluk kazandı.
Yazının devamını okuyun »

HAYATI-2:ATATÜRK’ÜN ÖĞRENİM HAYATI

Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazının devamını okuyun »

HAYATI-1:ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUK YILLARI

Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa’nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi’nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden Yazının devamını okuyun »

« Önceki Yazılar

eXTReMe Tracker
Web Stats